|
Ümit
ÖZDAĞ
İran-ABD-İsrail geriliminin merkezinde İran'ın nükleer programı
var. Bu programın uzun bir tarihi var. İlk çalışma 1957'de ABD
desteği ile başlamış.İran, 1958'de Uluslararası Nükleer Enerji
Ajansı üyesi oldu. 1968'de ABD Tahran Üniversitesi'nde beş
megavatlık ilk reaktörü araştırma amaçlı olarak kurdu. İran,
1970'te Nuclear Non-Proliferation anlaşmasını imzaladı.
1974'te, 73 petrol krizinde büyük gelir elde eden İran 20 adet, 20
bin megavatlık nükleer santral inşa politikasını açıkladı.1974'te
Almanya ile birlikte Buşehr'de 1200 megavatlık nükleer santralı
kurulmasına başlandı. Fransa ile aynı yıl Benderabbas Santralı
(900 megavat) kurulmaya başlandı. Tahran, Fransızların en büyük
uranyum zenginleştirme şirketinin %10 hissesini satın aldı.
1979'da Devrim, nükleer politikaya ağır darbe indirdi. Çünkü,
Humeyni nükleer santralları israf ve dine aykırı gördü. Ancak
1986'da İran nükleer çalışmaları tekrar başlattı. Arjantin ve Çin
ile işbirliği geliştirdi. 1989'da ise nükleer programı atağa
geçirdi. SSCB ile anlaşma imzaladı. Buşehr santralının yapımı
Ruslara devr edildi. İspanya, Kuzey Kore, Pakistan ve Belçika ile
işbirliği geliştirildi. Halen 20 nükleer santrala sahip olan İran
önemli bir aşamaya ulaşmış noktada.
İran'ın nükleer politikasını, Cumhurbaşkanı değil, Güvenlik Yüksek
Konsey Genel Sekreteri Hasan Ruhani yönetiyor. Ruhani,
muhafazakar. Esasen bütün program muhafazakarların kontrolunda. 7.
Meclis'te radikal muhafazakarlar İran'ın gerekirse NSYO'dan
çıkmasını istiyorlar. İran, hala nükleer silah üretiminin
gayri-İslami olduğum resmi görüşüne sadık. Ancak, bu şüpheleri
ortadan kaldırmıyor. İran, tek nükleer programa sahip OECD üyesi.
İran'ın 1992'den bu yana Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan
bilgi gizlemesi ve uranyum zenginleştirme ve yakıt döngüsü
teknolojisinde ısrar etmesi bu ülke ile ilgili şüpheleri
arttırıyor. Ancak, Tahran'ın atom silahı ürettiği konusunda elde
bir kanıt yok. İran'ın nükleer silah üretme ihtimali bile İsrail
için dayanılmaz bir düşünce. Çünkü iki atom bombası bütün İsrail'i
yok etme gücüne sahip. ABD, İran'ın atom silahına sahip olmasını,
felaket senaryosu olarak görüyor.
İran'da İsrail ve ABD'yi kendisi için yaşamsal tehdit olarak
algılıyor. Üstelik, bazı İranlı analizciler, İsrail ile birlikte
Hindistan ve Pakistan'ın atom silahına sahip olmasının İran'ı atom
silahı üretme hakkı verdiğini ileri sürmektedirler. Bu gerilim
ortamında, AB, İran ile diyalog kurularak, bir ABD-İran savaşının
durdurulabileceğine inanıyor. Rusya ise bir İran'ın yanında bir
karşısında kendi ABD politikasını geliştiriyor.
İran'ın nükleer silah geliştirmesine ABD ve İsrail'in ne tepki
geliştireceğini bir tarafa bırakarak, bu gelişmenin diğer
sonuçları üzerinde özellikle Türkiye açısından duralım. İran'ın
nükleer politikaları Ankara'da yakından izlenmektedir.
İran'ın ABD ve İsrail'in muhalefetine rağmen nükleer silah sahibi
olması, İran'ın bölgesel gelişmelerde, Ortadoğu, Orta Asya ve
Kafkasya'da Türkiye'nin önünde bir ağırlık kazanması sonucunu
doğurabilir. Türkiye, uzun süre atom silahlı bir İran ile yan yana
atom silahsız yaşamayı kabul etmeyecek ve dengeyi sağlamak üzere
atom silahı üretecektir. Atom silahına sahip İran'ın Azerbaycan
üzerindeki etkisi daha fazla olacaktır.
İran'da muhafazakarlar güç kazanacak ve bu Türk-İran ilişkilerine
olumsuz sonuçlar doğuracak şekilde yansıyacaktır. Özgüveni aşırı
şekilde artmış bir İran ile yaşamak zorlaşacaktır.
Öte yandan ABD atom silahına sahip bir İran'ı işgal etmek veya
vurmak gibi bir girişim içinde içerdiği yüksek riskten dolayı
bulunmayacaktır. Bu durum kendisini tehdit altında hisseden
ülkelerin nükleer politikalara kaymasına neden olacağı için ABD
açısından katlanılmaz olacaktır. İsrail için uykusuz geceler
başlayacaktır. Bölgenin dengeleri, tamamen yeniden
tanımlanacaktır. |