Önceki Haber  (3/5)

Tarih: 07.03.2005

Sonraki Haber  (5/5)

 

 


İran nükleer silah sahibi olmalı mı?

 

 Ümit ÖZDAĞ

İran-ABD-İsrail geriliminin merkezinde İran'ın nükleer programı var. Bu programın uzun bir tarihi var. İlk çalışma 1957'de ABD desteği ile başlamış.İran, 1958'de Uluslararası Nükleer Enerji Ajansı üyesi oldu. 1968'de ABD Tahran Üniversitesi'nde beş megavatlık ilk reaktörü araştırma amaçlı olarak kurdu. İran, 1970'te Nuclear Non-Proliferation anlaşmasını imzaladı.

1974'te, 73 petrol krizinde büyük gelir elde eden İran 20 adet, 20 bin megavatlık nükleer santral inşa politikasını açıkladı.1974'te Almanya ile birlikte Buşehr'de 1200 megavatlık nükleer santralı kurulmasına başlandı. Fransa ile aynı yıl Benderabbas Santralı (900 megavat) kurulmaya başlandı. Tahran, Fransızların en büyük uranyum zenginleştirme şirketinin %10 hissesini satın aldı.

1979'da Devrim, nükleer politikaya ağır darbe indirdi. Çünkü, Humeyni nükleer santralları israf ve dine aykırı gördü. Ancak 1986'da İran nükleer çalışmaları tekrar başlattı. Arjantin ve Çin ile işbirliği geliştirdi. 1989'da ise nükleer programı atağa geçirdi. SSCB ile anlaşma imzaladı. Buşehr santralının yapımı Ruslara devr edildi. İspanya, Kuzey Kore, Pakistan ve Belçika ile işbirliği geliştirildi. Halen 20 nükleer santrala sahip olan İran önemli bir aşamaya ulaşmış noktada.

İran'ın nükleer politikasını, Cumhurbaşkanı değil, Güvenlik Yüksek Konsey Genel Sekreteri Hasan Ruhani yönetiyor. Ruhani, muhafazakar. Esasen bütün program muhafazakarların kontrolunda. 7. Meclis'te radikal muhafazakarlar İran'ın gerekirse NSYO'dan çıkmasını istiyorlar. İran, hala nükleer silah üretiminin gayri-İslami olduğum resmi görüşüne sadık. Ancak, bu şüpheleri ortadan kaldırmıyor. İran, tek nükleer programa sahip OECD üyesi.

İran'ın 1992'den bu yana Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan bilgi gizlemesi ve uranyum zenginleştirme ve yakıt döngüsü teknolojisinde ısrar etmesi bu ülke ile ilgili şüpheleri arttırıyor. Ancak, Tahran'ın atom silahı ürettiği konusunda elde bir kanıt yok. İran'ın nükleer silah üretme ihtimali bile İsrail için dayanılmaz bir düşünce. Çünkü iki atom bombası bütün İsrail'i yok etme gücüne sahip. ABD, İran'ın atom silahına sahip olmasını, felaket senaryosu olarak görüyor.

İran'da İsrail ve ABD'yi kendisi için yaşamsal tehdit olarak algılıyor. Üstelik, bazı İranlı analizciler, İsrail ile birlikte Hindistan ve Pakistan'ın atom silahına sahip olmasının İran'ı atom silahı üretme hakkı verdiğini ileri sürmektedirler. Bu gerilim ortamında, AB, İran ile diyalog kurularak, bir ABD-İran savaşının durdurulabileceğine inanıyor. Rusya ise bir İran'ın yanında bir karşısında kendi ABD politikasını geliştiriyor.

İran'ın nükleer silah geliştirmesine ABD ve İsrail'in ne tepki geliştireceğini bir tarafa bırakarak, bu gelişmenin diğer sonuçları üzerinde özellikle Türkiye açısından duralım. İran'ın nükleer politikaları Ankara'da yakından izlenmektedir.

İran'ın ABD ve İsrail'in muhalefetine rağmen nükleer silah sahibi olması, İran'ın bölgesel gelişmelerde, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasya'da Türkiye'nin önünde bir ağırlık kazanması sonucunu doğurabilir. Türkiye, uzun süre atom silahlı bir İran ile yan yana atom silahsız yaşamayı kabul etmeyecek ve dengeyi sağlamak üzere atom silahı üretecektir. Atom silahına sahip İran'ın Azerbaycan üzerindeki etkisi daha fazla olacaktır.

İran'da muhafazakarlar güç kazanacak ve bu Türk-İran ilişkilerine olumsuz sonuçlar doğuracak şekilde yansıyacaktır. Özgüveni aşırı şekilde artmış bir İran ile yaşamak zorlaşacaktır.

Öte yandan ABD atom silahına sahip bir İran'ı işgal etmek veya vurmak gibi bir girişim içinde içerdiği yüksek riskten dolayı bulunmayacaktır. Bu durum kendisini tehdit altında hisseden ülkelerin nükleer politikalara kaymasına neden olacağı için ABD açısından katlanılmaz olacaktır. İsrail için uykusuz geceler başlayacaktır. Bölgenin dengeleri, tamamen yeniden tanımlanacaktır.

 


 

Önceki Haber  (3/5)

Tarih: 07.03.2005

Sonraki Haber  (5/5)