|
Ramazan Kaan KURT
MILLİ kaynaklardan Savunma Sanayi, 1974
Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra ABD'nin silah ambargosu ile
karşılaştığımız zaman aklımıza gelmişti.
Burada dile getirmeye çalışacağım hususlar hakkında
www.Netpano.com internet sitesine
bakabilirsiniz. internetten bana ulaşan bilgiler bu site kaynaklı.
Anlatılmak istenen.şu: milli bir yazılım
geliştirmedikçe, milyarlarca dolar ödediğimiz F-16'lar ve ATAK
helikopterleri maalesef bizim değil veya eskisi gibi, Amerikan Eski
Başkanı Lyndon B.Johnson'un yaptığı şekilde Türk Başbakanı veya
Cumhurbaşkanı'na mektup yazıp kibarca tehdit etmesine gerek yok.
Mesela saldırı helikopterlerinin görev
bilgisayarının yazılımının gizliliği hayati bir önem taşımaktadır. Bu
helikopterlere yönelmiş bir füzeyi pilota haber verir. Kendisi
otomatikman tedbir alır. iyi güzel de, bu radar ikaz mekanizmasını
yapan yabancı bir fırma onun içine küçük bir virüs koyabilir.O virüsü
de yalnız o yabancı fırma bilir ve virüsü bulmak imkansıza yakın
derecede zordur.Yerleştirdikleri virüsü ileride kendisi bir kod-şifre
göndererek aktif hale getirebilir.
Neticede radar ikaz aygıtı çalışmaz, gelen füzeyi haber vermez.Hem
pilot hem de helikopter kuş gibi avlanır.
Dolayısıyla bu sistemin ve bu sisteme ait . teknolojilerin gizli
olması ülkemizin milli güvenliği açısından hayati önemi vardır.
Peki milli bir yazılım yok ve Amerikalıların sattığı yazılımları
kullanmak,durumunda ısek.
F-16'lara bakalım. 80 civarında Türk F16 savaş uçağına takılacak
elektronik karşı tedbir sistemlerinin üreticisi Amerikan şirketinin,
Türkiye'ye sistemle ilgili hayati öneme haiz teknoloji transferi
sağlamasına, ABD hükümeti izin vermiyor.
F-16 SPEWS-II ALQ-178VS+ anlaşmasında "olmazsa olmaz" şartı olan kod
transferi ve teknolojik destek ABD hükümeti tarafından resmen
engelleniyor.
Bu nasıl bir stratejik müttefiklik, anlayan varsa beri
gelsin.Türkiye'ye F-16'ları satan ABD' nin kendisine göre düşman
olarak gördüğü ülkeleri bu uçaklarda düşman, dost olarak gördükleri
ülkeleri de dost görüyor.
Kısaca F-16'lar esas sahibine göre kişniyor. Bu hususu Türk ordusunun
birçok üst düzey yetkilisi gündeme getirmeye devam ediyor.
1990-2000 yılları arasında ASELSAN'a danışmanlık yapan Emekli
Tuğgeneral Aytekin Ziylan'ın anlattığına göre: "Bir savaş uçağı çok
farklı düzeylerde ve karmaşıklıkta yazılım guruplarından
oluşuyor.Mesela uçağın manevra kontrol yazılımı ve tasarımı iç içe
girmiş durumda. Kısaca o yazılımı yazmak veya değiştirmek için uçağın
tasarımcısı kadar bilginiz olması gerekiyor.Benzer şekilde uçağın
yapacağı görevlerin kontrolünü sağlayan üzerindeki yazılımlar da aynı
özelliğe sahip.Uçağın üzerindeki bir kamera veya elektronik harp
cihazı varsa, bunların içinde de ayrıca kendi yazılımları var.
Bu sebeple uçaklarda tek bir yazılımdan ve tek bir yazılım firmasından
bahsedemeyiz. Demek ki TAI tesislerinde ABD ile ortak üretilen
F-16'lar için eski hava kuvvetleri komutanın söylediği " Biz F-16
değil havada uçan soba boruları uçuruyoruz."i Meseleyi en acı şekilde
ortaya koyuyor.
ABD, F-16'ların belleği olan kod yazılımlarının
Türkiye'ye verilmesini engelliyor.Yani İngiltere ve İsrail'e verirken
kodlar Türkiye'ye verilmiyor.Demek ki Türkiye, F-16'ları ve saldırı
helikopterlerini ABD'nin istemediği bir ülkeye karşı kullanamaz.Demek
ki Türkiye bu uçak ve helikopterleri ABD'ye İsrail'e ve İngiltere'ye
karşı kullanamaz Demek ki Türkiye'nin, bu fakir milletin dişinden,
tırnağından, okulundan, hastanesinden, yolundan ve fabrikasından
keserek ödediği milyarlarca dolarlık uçak ve helikopterlerin her an
ABD, İsrail ve İngiltere tarafından elektronik müdahale ile sistemleri
kör edilebilir.
Bu durumda fayda-maliyet analizinin tekrar
yapılması gerekmez mi?
Avrupa'da uçaklar, kara araçları, elektronik ve
gemiler için asgari birer ana yüklenici vardır. Bunlarında alt
sektörlerinde beş altı tane esas yüklenici firma vardır. Bu durum
milli savunmamızın güvenliği ve gizliliği açısından şart.
ABD'de, Avrupa'da ve İsrail'de sistem bu tarzda çalışıyor.Amerikan
üniversitelerinin lisansüstü programlarında pazarlama
derslerinde bol keseden serbest ticaret işlenirken, iş savunma
sistemleri ve yüksek teknoloji ürünlerine gelince" STOP HERE/ Burada
dur" devreye girer.
Türkiye Bernard Lewis'in dediği gibi, ikinci
Viyana Kuşatması'ndan sonra Avrupa'dan bir şey öğrenme ihtiyacı duydu.
Ancak o tarihten beri ya Avrupa'dan, yada ABD'den veya israil'den hala
hazır silahlar alıyoruz. Nedense kendimiz teknoloji geliştirmiyoruz.
ABD, AB, Japonya, Rusya, Çin, Kore, İsrail GSMH'nin yüzde 2-3'ünÜ Ar-Ge'ye
ayırırken Türkiye'de bu oran binde yarım. Alvin ve Heidi Toffler"
Savaş ve Savaş Karşıtı Mücadele" adlı kitabında şu ilginç tespite yer
veriyor:
" Biz herhangi bir uçağı herhangi bir boylamı
geçmesi halinde düşecek şekilde önceden ayarlayabiliriz.
Türkiye'nin milli güvenlik, saldırı ve savunma konseptinin yeniden
yapılandırılması gerekmez mi?
Mesela Türkiye'nin milli güvenlik konseptinin nükleer güç ve gerilla
harbine yönelik yapılanmaya ve onun gerektirdiği milli kaynaklardan
beslenen ve bir silah sanayine yönelmesi uygun olmaz mı?
Belki yapılıyordur.
Benimki Türkiye'nin milli kaynaklarını heba etmeden
maksimum milli güvenlik nasıl sağlanıra biraz fikir jimnastiği
yapmak.Önümüzdeki 10 yılda Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgede kaos
inanamayacağımız derecede tırmandırılacak, tarihimizde hiç olmadığı
kadar her şeye hazırlıklı olmalıyız. |